3 Eylül 2013 Salı

Boğaz’a, balığa, lezzete, sohbete doyduğumuz Taç Balık!


Taç Balık; Boğaziçi’nin hemen kıyısında, Kanlıca’nın bol oksijenli yemyeşil  çevresi içinde, asırlık ıhlamur ve manolya ağaçlarının gölgesinde yer alıyor.
 
 



Pazar akşam üzeri gidip haftaya başlamadan önce temiz havayı içinize çekip balık ve rakı içebileceğiniz bir alternatif olarak Tac Balık’ı mutlaka denemelisiniz.

Biz de ekip olarak Amerika’da doğum yapacak arkadaşımız Selin’inin vedası için geçtiğimiz pazar akşamı Tac Balık’taydık.

Ne yedik?

Grup kalabalık olunca herşeyden ortaya söyleme şansımız oldu :) (yaşasıııııııın)



Soğuk meze olarak “patlıcan ezmesi” ve “yoğurtlu börülceyi” sıcak servis edilen “pastırmalı mısır ekmeği” ile yerken mest olduk.

 

Ara sıcak olarak “balık kokoreç”, “fırında deniz mahsülleri” (soya sosu ile hazırlanıyor), “ıspanaklı & karidesli çıtır mantı” (özellikle sarımsaklı yoğurtla tadı muhteşemdi) ve balık köftesi yedik.
 

Balık olarak daha önce geldiğimizde “sardalya” yemiştik
(aramızda kalsın alphan 4 kişi ortaya söylediğimiz sardalyayı bitirdikten sonra kendi için yeniden sipariş etmişti :))) ), bu sefer balığa pek yer kalmadı biz de...Hava da sıcak olunca ve mezelere fazla yüklenince doyduk ana yemek öncesi.
Bu durum kapanışı “dondurmalı hurma” ile yapmadığımız anlamına gelmiyor elbette, “dondurmalı hurma” çok enteresan bir tatlı, oldukça fresh ve lezzetli.

Bizim gibi ziyafet çekmek isterseniz (yani yemek olayını abartıp menüdeki herşeyden deneyelim derseniz) kişi başı 100-120 TL ödersiniz Tac Balık’ta J
Adres: Kanlıca Cad. No: 13 Çubuklu İstanbul Kanlıca
Telefon: (0-216) 322 43 10



6 Ağustos 2013 Salı

MYKONOS


Bu yazın en güzel programı Mykonos’da geçirdiğim 5 günlük tatil oldu:)...

Komşumuz Yunanistan’nın parti ve jetset adası olarak bilinen Mykonos; hem eğlenceli hem dinlenmeli, kaliteli ve huzurlu bir tatilin adresi. Eğer siz de Çeşme ve Bodrum’dan artık sıkıldıysanız, Mykonos’un mutlaka tavsiye ederim.

Mykonos, Yunanistan adaların içerisinde “island of the wind” olarak adlandırıyor, ada gerçekten de bizim kaldığımız Temmuz ortası boyunca sürekli ruzgarlıydı. Güneşin altında sıcaklık  30 derece’yi aşsa da rüzgardan sıcağı hissetmiyorsunuz. Eğer rüzgardan pek hoşlanmıyorsanız, rüzgarın dindiği Eylül ayı sizin için daha uygun olabilir.

Mykonos’a nasıl ulaştık?

Mykonos’a havayolu ile ulaşmak mümkün, adada küçücük toprak bir havalimanı var. Ama sezonda biletler çok pahalı olduğu için biz  önce Pegusus ile Atina’ya uçtuk. Yunanistan deniz ulaşımında ileri bir ülke olduğu için Yunan adaları arasında jet deniz otobüsü ve gemi seferleri ile adaları arasında seyahat edebilirsiniz.

 
Atina’dan adalara ulaşmak için, havalimanından sonra Atina’daki Pire veya Rafina limanlarına ulaşmanız gerekiyor. Biz havalimanına daha yakın oldugu için ve daha uygun seferler bulduğu için Rafina limanına geçtik. Havalimanından yaklaşık yarım saatte otobüs ile Rafina limanına ulaşabiliyorsunuz, saat başı otobüs var. Atina’dan Mykonos’a ulaşmak için gemi veya deniz otobüsü olarak iki opsiyonunuz var. Super jet deniz otobüsü yaklaşık 2,5 saat sürüyor ve adalara direk geçiyor, bilet 56 Euro idi. Gemi ile geçmek isterseniz de diğer adalara da uğruyan bir gemi ile yaklaşık 5 saat sürüyor, direk Mykonos- Rafina seferi  aslında 3 saat ancak gemi başka adalara da uğradığı için seferin süresi uzuyor.  ( Mykonos’un komşu adaları Paros, Syros, Tinos, Naxos) Gemi biletlerinin, fiyatı yarı yarıya daha uygun, 26 Euro’ya gemi ile ulaşabilirsiniz. Biletleri  www.greekferries.gr’den araştırabilirsiniz


                                                                                                                                                          
Nerede kaldık? 
Mykonos’un merkezi  “Chora Mykonos” a çok yakın, Alexandros apart’ta konakladık.  http://alexandrosmykonos.com/ Apartımız ilk başta konfordan uzak, standart bir apart idi ancak sahibi olan Alexandros ve ailesi o kadar cana yakın ve misafirperver bir aileydi ki, aparttan ayrılırken, kendimiz büyük amcamın ya da teyzemin yazlığınan ayrılıyormuş gibi buruk hissettim...Apartı işleten aile, önce bizi limandan gelip aldı, ardında apartta varır varmaz, lobide (aynı zamanda evlerinin salonu) misafir edip, Mykonos’da ile gidilip görülmesi gereken plajlar,  tavernalar, gece clubleri, barla ile ilgili 1 saatlik  bir oryantasyona tabii tuttular. Ailenin  2 oğulları genç jenerasyon ve bize Yunanlıların gittiği lokal gece klüpler, güzel restaurantları tavsiye etti. Alexandros ve oğulları sayesinde Mykonos’da turist gibi değil yerlisi gibi en güzel yerlerini gezdik.

Alexandros ve ailesi o kadar cana yakındı ki bundan sonraki Mykonos seyahatlerimizde vazgeçilmez konaklama adresimiz Alexandros. “Hope to see you soon Alexandros” J


Hangi plajlara gittik?

Mykonos’a gitmeyi planlıyorsanız, adanının etrafındaki ana plajları görmek ve doya doya adayı keşfetmek için 5-6 günlük bir tatil ayarlamanızı tavsiye ederim. Aynı zamanda araba da kiralayarak, adanın farklı bölgelerindeki plajlara gidebilirsiniz. Araba, ATV veya motorsiklet kiralamak, plajdaki hayatınızı kolaylaştırmak için gerekli.

1-      Super Paradise Beach Club: Çılgın beach partileri ile eğlenceli bir plaj J.. Eğer 5’ten sonra başlayan beach partilere katılmak istemezseniz, şezlongunuzda takılmaya devam edebilirsiniz. Denizi de gayet güzel.

2-      Panormos: Çok turistin olmadığı Yunanlıların daha çok gittiği şık ve yetişkin plaj diyebilirim.  Hafta sonu gitmeden önce rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederim. Biz gittiğimizde yer kalmamıştı.

3-      Adva: Panormos’un yanında yer alan yetişkin beach. En sevdiğim beach J Lounge müzikler çalan daha cool ve sakin beach club. Buna da hafta sonu gitmeden önce rezervasyon yaptırmanız önerilir.

4-      Psarou: Jet-set beachlerden biri, meşhur Namos’un yanında yer alıyor. Namos ve Psarou bölgesinin bu kadar jet-set olmasının sebebi yatların uğrak yeri olması. Namos beach’de çok da özel görülecek birşey yok açıkçası, bir kahvenin 25 euro ödemeniz haricinde J Psarou beach’e gidebilirsiniz,  Namos’un hemen yanında yer alıyor ve fiyatları daha uygun.

5-      Agrari Beach: Adanın etrafındaki tüm plajların denizi çok güzel ama Agrari için en temiz ve berrak denizdi diyebilirim. Sakin bir beach.

6-      Kalafakis Beach: Yunanlıların gittiği lokal ve sakin bir beach, son gün arabasız olduğumuz için otobüs ile bu beach’e gittik. Denizi yine muhteşemdi :)













Nerelerde yedik?

Nikos Taverna:

Yunanistan’da olup, Taverna’ya gitmemek olmaz. İlk günü, minik bir doğum günü kutlaması ile Nikos Taverna’da açtık. Taverna, Mykonos  Little Venice’in içinde. 

Neler yedik; starter olarak “Calamari with Cheese”, Greek Salad, “Pruchetta with Cheese”. Ana yemek olarak, ıspanaklı kalamar ızgara muhteşemdi mutlaka deneyin. “Risotta with shrimp” ve “Lamb Souraki” tüm yemeklerimiz çok lezzetliydi.





Maereio Taverna:

Bu favori adresimizdi, 2 gece burada yedik, mezeleri çok lezzetli. Tavsiyem yiyebildiniz kadar meze ile yemeğinizi tamamlamak, ana yemeğe bizim genellikle yerimiz kalmadı.

Neleri mutlaka denemelisiniz; “Tzatziki” daha yoğun ve katı kıvamlı Yunanlıların cacığı, “Saganaki”kızarmış peynir, “Falafel balls” mücver, “Taramosalata fish roe salad” ve vazgeçilmezim“Greek Salad” tüm yemekleri çok lezzetli, ilk akşamlarınızdan birinde gitmenizi tavsiye ederim.








Nelerde eğlendik?

İlk gece, Mykonos Town’da “Astra” ve “Aiyan” gece kulüplerine gittik. Her iki klüpte daha cool ve lounge tarzında, daha çok lokallerin ve Türklerin gittiğin kulüpler.














İkince gecemizde, little Venice’in içinde gece klüplerini gezdik. Capari , deniz kenarında güzel bir clublardan biri. Biz bir gece 4-5 bara girip çıktık. Cumartesi gecesi olduğu için eğlence çılgındıJ

Kızkıza eğleniyorsanız Scandinavian’a ugramayın..bize öyle tavsiye edildi, önünden geçmedikJ

Elektronik müzik seviyorsanız, Mykonos’un ünlü beach gece klüpleri Cavo Paradiso, Tropicana, Paradise Club tam size göre.  Dünyanın ünlü DJ performanslarını Mykonos’da dinleme şansınız var; bizim gittiğimiz dönemde Roger Sanchez, Axwell, Martin Solveig gibi ünlü DJ’lerin performansı vardı. Biz de Cavo Paradiso’da Nina Kraviz performansına katıldık.

Gece clublerine gitmeden önce “Scarpa” da kokteyllerini yudumlayın.




Son gece yine Yunanlı arkadaşlarımız ile keşfettimiz en güzel mekanları açıklıyorum!

“Rock n Roll” ve “Voodoo” bu iki  kulübe ilk gecelerinizde mutlaka uğrayın. Önce bahçesinde kokteyllerinizi yudumluyorsunuz, ardından 1’den sonra içeriye gece kulübe giriyorsunuz. Yunanlıların daha çok takıldığı, güzel  gece külupleri. Ardında da Yunan müziğ çalan hemen ilersindeki “ Agyra”ya uğrayın. Burda da sabahın ilk ışıklarına kadar Yunan müzikleri ile eğlenebilirsiniz :)

  
 


Ünlü Yunanlı müzisyen Dalaras’ın ünlü bir şarkısı var.

I am a Turk and you are a Greek, you have Christ, I have Allah but both you and I have sighs and tears

With a little love and wine, I get drunk and you get drunk too

Have a drink now from my cup, my dear aderfos*, my dear kardasi*

We all say  Ah and Vah! (  peki neden ikimizin hali ah ile vah içinde?)

Tarih ve politika bizi düşman  yapsa da Yunanlılar bize en çok benzeyen komşumuz ...Mykonos, kendinizi gerçekten de komşunuzda ya da akrabanızda hissedeceğiz keyifli ve kaliteli tatil adresi :)

28 Mayıs 2013 Salı

MANZARASI ile ISTANBUL’a yeniden AŞIK OLDUĞUMUZ GAJA SWISSOTEL

Bir asansör ile Swissôtel The Bosphorus’un 16 katına çıkıyoruz. Swissôtel’in terasında yer alan bu açıkhava restaurantı, eşsiz manzarası ile bizi İstanbul manzarasına yeniden aşık ediyor.




Gaja, İstanbul’da görebileceğiniz en muhteşem manzaraya sahip restaurant diyebiliriz. Biz, haftanın tüm stresini ve sıkıntılarını o asansörde bıraktık.

Boğazın eşsiz manzarası ve rüzgarlı serin havası ile yenilendik o akşam. Manzara karşısında aslında ne yediğinizin pek de bir önemi kalmıyor, eşsiz manzarası ile büyüleniyor ve manzaranın yaşattığı zevk ile doyuyorsunuz.



Swissôtel’den bekleyeceğimiz gibi çok şık bir restaurant. Fransız şef William Mahi'nin yerel tatlar ile harmanlayarak hazırladığı dünya mutfağının özel lezzetlerine yer veren bir menüsü var. Menüsü mekanın şık ve elitliğine yakışır bir şekilde, masanıza bırakılan ipad’ler ile sunuluyor.



Özel kokteyller (Şef yemeklerimizi beklerken masaya hazırladığı özel kokteyllerini servis ettirerek minik bir jest yaptı bizim ekibe), 165 seçenekten oluşan şarap menüsü ve dünya lezzetlerini tadabileceğiniz mekanda, istakozdan deniz levreğine, karidesten somona, marine edilmiş ete kadar birçok alternatif mevcut.

Biz ne yedik?

Başlangıç olarak “dana carpaccio” ve “sote ızgara kalamar” yedik. Başlangıçları beklerken çeşit çeşit sıcak ekmekleri yemek de inanılmaz keyifliydi. Ancak baştan uyaralım ekmeklerin cazibesine kapılıp ana yemekler için de midenizde yer ayırmayı unutmayın sakın :)





Ana yemek olarak “t-bone”, “ızgara levrek”, “deniz mürekkep balığı soslu ahtapot”, “2 hafta dinlendirilmiş bordo antrikot” ve “ravioli” ekip olarak ana yemek tercihlerimizdi. T-bone söylerseniz mutlaka “şarap soslu” isteyin.



Gaja’da güzel bir akşam yemeği için kişi başı yaklaşık
150-200 TL arası bir ücret ödersiniz.


Bu sefer tatlı yiyecek yerimiz kalmadı, ama kahve ile manzaranın keyfini yemek sonunda çıkarmak hepimize iyi geldi  :)

Bu arada şef tatlı siparişi vermeyince ortaya küçük pastaları tadımlık olarak bize ikram etti…



Gaja, güzel bir “first date” mekanı olabileceği gibi; eşsiz boğaz manzarası karşısında içkinizi keyifle yudumlayacağız bir mekan :)

Yazın bir Cumartesi akşamı kendinizi şımartın ve mutlaka Gaja’da bir akşam rezervasyonu yapın…




Adres: Swissôtel The Bosphorus, İstanbul Bayıldım Cad.
No: 2 Kat: 14 Maçka - Beşiktaş

Tel: (212) 326 11 00 / Rez.3305



23 Mayıs 2013 Perşembe

İSTANBUL’UN GÖBEĞİNDE BİR İNGİLİZ “DUKE İSTANBUL”

“DUKE İstanbul” bizim için yepyeni bir keşif, bu Mayıs ayında Trump Tower’da açıldı!

Mekanın İngilizliği, İngiliz bahçelerini anımsatan geniş bahçesinden ve İngiltere yeme-içme sektörünün saygın gruplarından biri olan D&D London Group ortaklığında açılmış olmasından geliyor.




İstanbul’un en yeni, şık ve stil sahibi mekanlarından biri diyebiliriz. “LONDON CALLING” temalı büyük bir açılış ile İstanbul sosyetesine tanıtıldı.

“Fine Dining” konseptindeki mekan, Trump Tower’in         2. katında, 2.200 m2 alanda şık bir restoran ve yemyeşil iki açık terası ile bir alışveriş merkezi restaurantından beklemeyeceğiz bir ambiyansa sahip.

İstanbul’un kozmopolit manzarasını izlerken, yemyeşil terasında keyifle ve stresten uzak şık bir akşam yemeği yedik. İstanbul’un kaosunun içinden 2 saatlik bir kaçış noktası olarak tanımlayabiliriz, gerçekten de 2 kat aşağıda Mecidiyeköy olduğu aklınıza bile gelmiyor.



Mekanın büyüklüğü sebebiyle, kendimizi bir hotel restaurantında veya Avrupa’da bir restaurantta hissediyorsunuz. Lokasyonu sebebiyle şık iş yemeklerine de ev sahipliği edeceğe benziyor.

Bizim için yaz aylarında boğaz manzarasının içinde olmak varken, Trump Towers’da açık havada oturmak çok cezbedici değil ama İstanbul’un yeni şık mekanlarından biri. Deniz manzarası yerine şehir manzarasının içinde olmak isterseniz gayet keyifli bir mekan.


 

Restaurantın mimarisinde İngiltere’nin Hoxton Art Gallery’sinden eserler yer alıyor. Minimalist çizgilerin hakim olduğu mekanda, duvarları özel malzemelerden üretilen “Büyük Şehirler” konseptinde özgün sanat eserleri süslüyor.





Dünya mutfağından lezzetlerin yer aldığı menü, Fransız şef Mickael Weiss tarafından tasarlanmış. Açık mutfağı ile mutfağı gözetlemeniz mümkün. Aynı zaman 10 kişilik şef masası yer alıyor, ekipçe bir gün şef masasında da oturmak da isteriz :)

Bu arada suşi severlerdensiniz, terasta ve restaurantın içinde suşi barları da var.

Biz yemek için terasa rezervasyon yaptırdık. Yemek öncesinde masamız geçmeden önce terasındaki lounge’da kokteyllerimizi yudumladık. Mekan o kadar büyük ki; ben terasta 2, restaurantta 1, 3 tane bar saydım. Yemek öncesinde kozmopolit İstanbul manzarasında barda kokteylinizi yudumlamak gayet keyifli olabilir. Kokteyl olarak, “Bellini” ve “Earl Grey frizz" denedik, her ikisi de çok lezzetliydi.





Biz ne yedik?

Başlangıç olarak “Füme Patlıcan Dip” ve “Güveç ahtapot enginar maydanoz sosu”. Güveç ahtapot gayet lezzetliydi.

Ana yemek olarak, “Fish & Chips” başarılı bir tercihti. İngiliz menşeli olması sebebiyle akıllıca bir tercih ve gayet lezzetliydi :)

“Kuzu sırt kimyonlu havuç püresi kişnişli yoğurt” denedik ve lezzetli bir seçenekti bizim için.

“Fırında rozbif” porsiyondaki et sebebiyle bir kişi için çok fazla geldi, rozbifin yanında bir sos ile servis edilmedi bu nedenle biraz kuru bulduk.






TATLILARA GENİŞÇE YER AYRILMALI :)

Dondurmaları özel olarak kendileri hazırlıyorlar. Özel yapım dondurmalarını denemenizi şiddetle tavsiye ederiz, sanki meyvenin kendisini yiyorsunuz :)

Bizim favori tatlımız “Yapışkan toffee hurma puding” çok lezzetli bir tatlı, sosu ılık servis ediliyor. Son zamanlarda yediğim en güzel tatlılardan biri diyebilirim.

“Bitter çikolatali mousse vişne sorbet” dondurma ve sorbetler çok lezzetli olduğu için güzel bir seçenek.

Son olarak garsonumuzun ısrarı ile “Cambridge yanık kremalı, badem biskuvili”yi de denedik ama çok da başarılı değildi bizim için.










Bu arada mekanın servis elemanları gayet profesyonel ve deneyimli. Mekan yeni olduğu için henüz menüyü tam öğrenememişlerdi ama şık bir restauranttan beklediğiniz profesyonel servis elemanları mekanda mevcut.

Hesap olarak biz içki dahil kişi başı 120 TL ödedik ve menüdeki çoğu şeyi tattık. Kişi başı ortalama 90-120TL’ye güzel ve şık bir yemek yiyebilirsiniz.


Adres: Trump Tower K.2 D.214 Şişli Tel: (0-212) 520 26 26